Çocuk Hayatını Feda Eden Bir Sistem: Yasal Uyarılar ve Milyar Dolarlık Pazarın Çatışması
- Okan ALGÜN

- 16 Nis
- 3 dakikada okunur
Bugün maruziyetin hem niceliği hem de içeriğin şiddet düzeyi geçmişle kıyaslanamayacak ölçüde artmıştır. Çeşitli bireysel, ailesel ve çevresel faktörler nedeniyle yüz binlerce çocuk bu içeriklere maruz kalsa da büyük çoğunluğun bunu davranışa dönüştürmemesi, riskin yok olduğu anlamına gelmez. Kritik olan, bu kitlenin içinden çıkabilecek çok sınırlı sayıda bireyin dahi şiddeti gerçek hayata taşımasının yaratacağı ağır sonuçlardır.

Sıklıkla dile getirilen “Biz de filmlerle, dizilerle, oyunlarla büyüdük; böyle şeyler yapmadık” yaklaşımı, mevcut riskin boyutunu açıklamakta yetersiz kalmaktadır.
Ülkemizde ve dünyadaki çoğu yerde denetleme kurumları bu içerikleri yasaklamıyor, ( Mahkeme kararları ile Sürekli veya süreli yasaklanabiliyor ) genelde yaş gruplarına göre uyarı işaretleriyle kategorize ediyorlar.
Ama sorun şu ki, bu uyarı işaretleri gerçekte bir yasaklama değil, daha çok "sorumluluğu ebeveyne yıkma" mekanizması haline dönüşmüş. Yani sistem diyorsa ki "burada şiddet var, siz izletmeyin" ama çocuğun arkadaşı izliyor, sosyal medya algoritması bunu gösteriyor, içeriğe her yerden erişim mümkün oluyorsa, ebeveynin seçim yapma özgürlüğü pratik anlamda çok sınırlı kalıyor. En acı olan ise; maruz kalınan şiddet ve ölüm içeriklerinin, özellikle çocuklar açısından gerçek hayatta uygulanabilir davranış kalıplarına dönüşme riskidir. Dijital ortamda kontrolsüz biçimde hızla yayılan bu içerikler; algı, empati ve sınır gelişimini olumsuz etkileyerek şiddetin normalleşmesine zemin hazırlayabilir. Bu nedenle içerik paylaşımında; yalnızca hukuki sorumluluk değil, toplumsal ve gelişimsel etkiler de gözetilmeli; geri dönüşü olmayan sonuçlara zemin hazırlanmamalıdır.
Unutulmamalıdır ki; tek bir vakanın dahi toplumsal ölçekte derin yaralar açma, telafisi mümkün olmayan kayıplara yol açma ve yarın doğrudan hepimizin hayatına temas etme ihtimali vardır.Bu nedenle mesele, çoğunluğun ne yaptığı değil; azınlıkta oluşabilecek riskin dahi ne denli yıkıcı olabileceğini doğru analiz edebilmektir.
İşte burada milyar dolarlık pazarın gücü devreye giriyor. Endüstri daima "bu sizin seçiminiz, izlemek zorunda değilsiniz" diye savunuyor. Ama bu savunma eksiktir çünkü çocuklarının beyin gelişimi tamamlanmadığında, seçimi yapan sadece ebeveyn değildir. Tasarlanmış algoritmalar, pazarlama taktikleri ve sosyal baskı çocuğun seçimlerini belirliyor. Çocuk arkadaşları hakkında konuştuklarını dinliyor, dışlanmak istemediği için aynı içeriği izlemek istiyor. You**e ve Tik**k gibi platformlar çocuklara şiddet içeriğini proaktif olarak sunuyor ve ebeveynler 24 saat boyunca kontrol edemiyorlar.
Denetim kurumlarının rolü de burada önemli bir zorluk ile karşılaşıyor. Hukuki yetkilerine de yasal ile sınırlandırılmış müdahaleler yapıla biliniyor. Genellikle şikayete ve Mahkeme kararlarına dayalı çalışıyorlar, yani önleyici bazı yasalar dışında genelde sorun oluştuktan sonra müdahale ediliyor da diyebiliriz. Ve en önemlisi, Ne***x, Dis**y+, You**be gibi uluslararası platformlar üzerinde geçici hizmet durdurma veya maddi cezalar dışında pek bir yaptırım uygulanamamaktadır.
Diğer yandan Ebeveyn kontrol özellikleri var diye söylenen çözümlerin de pratik anlamda işlemediğini görüyoruz. Bu çözümlerin genelde 13 yaş üzeri çocukların aşabileceği yada aile içinde bir tartışma konusu oluştuğu bilinmektedir. Ayrıca ortalama ebeveyn teknoloji okuryazarlığı çocuklarından daha düşüktür. Platformlar tasarım itibariyle ebeveyn kontrol özelliklerini aşacak şekilde yapılmıştır. Çocuğun okuldaki arkadaşları içinde sosyal baskı vardır ve bu da kontrolün işe yaramasını engeller.
Gerçek çözüm şöyle olmalıdır. Yasaklama değil, İmkansız gibi görünse de uygulamalarda tasarım değişikliği yapılmalı. Platformlar çocuklara otomatik olarak şiddet içeriğini sunmamalı. Uyarı işareti yerine gerçek yaş doğrulaması ve içerik filtreleme sistemleri uygulanmalı. Şiddet içerikli ücretli özel onaya tabi kanallarda yayınla bilir. Endüstri, kâr elde etmek ile çocuk gelişimini korumak arasında denge kurmak zorundadır. En önemlisi, sistemin varsayılan olarak koruyucu olması gerekir. Şu anda olan, ebeveyne "siz kontrol edin" dememiz, ama sistemi ebeveynin kontrol etmesi imkânsız şekilde tasarlamamızdır.
Özetle, sorunun çözümü endüstrinin "seçim özgürlüğü" argümanını bir kenara bırakıp, çocuğun gelişimsel hakları ve ihtiyaçlarını kârlılığın önüne koymasıdır. Bugünkü sistem, kârlılığı koruma pahasına, çocukların zihinsel sağlığını ve gelişimini ciddi şekilde risk atmaktadır.



Yorumlar