top of page

Piskoloji, Felsefe, Hukuk ve Siber Güvenliğin Kesişim olmadığı bir Noktada Toplumsal Çöküş yaşanır.

  • Yazarın fotoğrafı: Okan ALGÜN
    Okan ALGÜN
  • 16 Nis
  • 4 dakikada okunur

Günümüzün dijital çağında, çocuk yetiştirmek sadece bir aile meselesi değildir. Bu, felsefik bir sorgulama, yasal bir sorumluluk ve siber güvenlik bilgisi gerektiren bir toplumsal proje haline dönüşmüştür. Ama biz bu üç alanın hiçbirinde yeterli hazırlıkla çocuklarımızı büyütüyor değiliz. Sonuç, giderek artan toplumsal travmalar ve bireysel çöküşlerdir.



Felsefi açıdan bakıldığında, çocuk yetiştirme, insanın kendini tanıması, sorumluluğunu anlaması ve toplumda sağlıklı bir birey olarak yer alması yolculuğunun temelini oluşturur. Antik Yunan düşünürlerinden Rousseau'ya, modern pedagojiye kadar, eğitimin amacı çocuğu düşünen, sorgulayan, özgür iradeye sahip bir insan haline getirmektir. Ama bugünün çocukları bu özgür iradeyi geliştirmeden, algoritmaların belirlediği bir yaşama teslim ediliyor. Sosyal medya platformları, oyun endüstrisi ve dijital ekosistem, çocuğun kendi düşünme yetisini, kendi karar verme kapasitesini kurban alarak, dış uyaranlara bağımlı hale getiriyor. Çocuk artık öğrenen bir birey değil, tüketilen bir pazar segmenti haline geliyor.


Kanuni açıdan, her aile ve eğitim kurumu, çocuğun temel haklarını, özgürlüğünü ve güvenliğini korumakla yasal olarak yükümlüdür. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, Anayasamız, tüm ulusal ve uluslararası hukuk sistemleri, çocuğun korunması ve gelişmesi için açık yasal çerçeveler belirler. Ama ülkemizde ve dünyada bu kanunlar, uygulamada hiçe sayılıyor. Ebeveynler "benim çocuğum" diyerek sorumluluk alıyor, sonra o sorumluluğu öğretmenlere, eğitim kurumlarına atıyor. Öğretmenler de "ebeveyn kontrolü yapın" diyerek sorumluluğu geri atıyor. Hiç kimse bu çocukların dijital yaşantısı ve gerçek yaşantısını ciddi şekilde, bütün olarak ele almıyor. Sorumluluk var ama alan yok. Bu anlayışı değiştirmek gerekir.


İnsan psikolojisinden bakıldığında ise, çocuğun beyin gelişimi, duygu düzenleme yetisi, sosyal ilişki kurma kabiliyeti, öz disiplin ve sorun çözme yetenekleri, hepsi belirli bir yaş aralığında kritik gelişim aşamalarından geçer. Bu dönemlerde çocuğa doğru rehberlik, tutarlı sınırlar, güvenli bağlanma ve sağlıklı model yoksa, çocuk travmatize olur, bozulan bir benlik imajı ile büyür, sonra bu sorunları topluma yansıtır. Şiddet, zorbalık, depresyon, kaygı bozuklukları, öz kıyım eğilimleri, bunların hepsi çocuğun dijital ve gerçek yaşantısında yaşadığı travmaların ve güvenlik eksikliğinin psikiyatrik yansımalarıdır. Ama biz çocuğu bu kritik dönemlerde, tamamen dijital ve sosyal medya ortamlarının merhamet etmez algoritmasına bırakıyoruz. Hiçbir psikolojik hazırlık yapmadan, hiçbir duygusal destek vermeden, çocuğu yadırgan bir dünyaya gönderiyoruz.


Siber güvenlik açısından ise durum daha da kritiktir. Çocuklar, kendilerine açılan dijital dünyada tamamen korunmasız ve bilgisiz yer alıyor. Bir çocuk, kendi şifresini yönetemediği halde, sanal para kullanabiliyor. Siber zorbalığın ne olduğunu bilmediği halde, sosyal medyada özsel verilerini paylaşıyor. Dijital ayak izinin hayatı boyunca onu takip edeceğini bilmediği halde, internet üzerinde tüm hareketini kaydediyor. Veri hırsızlığı, kimlik hırsızlığı, cinsel istismar, siber suçlar gibi tehditlerin varlığını bilmeden, internette geziniyor. Ebeveynlerin ve öğretmenlerin çoğu da bu tehditleri anlamıyor, çocuklarını nasıl koruyacağını bilmiyor. Sonuç, milyonlarca çocuğun siber suçlarının ve dijital tehlikelerin doğrudan hedefi haline gelmesidir.


İşte bu dört alanın hiçbirinde yeterli bilgi ve bilinç yoktur. Çocuk yetiştirme sorumluluğu, temel düzeyde ebeveynlerin ve eğitimcilerin omuzunda yatıyor. Aileler ve öğretmenler, bu dört alanın temel bilgisine sahip olmalı ve çocukları eğitirken bu bilgileri kullanmalıdırlar.

Ebeveynler, felsefik olarak çocuğu özgür, sorgulayan, kendisine güvenen bir birey olarak yetiştirmenin ne anlama geldiğini anlamalıdırlar. Bu, çocuğa otoriter bir şekilde "bunu yapma, bunu yap" demek değildir. Aksine, çocuğun neden yapması veya yapmaması gerektiğini anlamasını sağlamak, ona seçim yapma yetisi kazandırmak, hatalarından öğrenmesine izin vermek demektir. Öğretmenler ise sınıfta, çocuklara eleştirel düşünme, sorgulama ve kendi fikirlerini savunma becerilerini öğretmelidirler.


Yasal açıdan, ailelerin ve eğitimcilerin çocuk haklarını, özellikle gizlilik, güvenlik ve kişisel veri koruması hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Çocuğun şiddet ve cinsel istismardan korunma hakkı, eğitim hakkı, oyun ve dinlenme hakkı vardır. Ebeveynler ve öğretmenler, bu hakları korumakla yükümlüdürler. Çocuğa kişisel verisi ne demek, neden paylaşmaması gerektiği, sosyal medyada paylaştığı bilgilerin kalıcı olduğu açıklanmalıdır.


İnsan psikolojisi açısından, ebeveynler ve öğretmenler, çocuğun her yaş döneminde ne tür gelişim gerekliliği olduğunu, çocuğun duygusal ihtiyaçlarının neler olduğunu bilmelidirler. Çocuk güvenli bir bağlanma ilişkisine ihtiyaç duyar. Ebeveyn veya öğretmen, çocuğun duygularını dinlemeli, geçerli kılmalı, ama aynı zamanda tutarlı sınırlar komalıdır. Çocuk travmatize olduğunu, ruh halinde değişiklik olduğunu ya da sosyal ilişkilerde sorun yaşadığını işaretlediğinde, bu sinyalleri ciddiye almalıdırlar.


Siber güvenlik konusunda ise, ebeveynlerin ve öğretmenlerin temel bilgiler öğrenmesi gerekir. Çocuklar, şifre oluşturma, kişisel bilgisi paylaşmama, sahte siteler ve dolandırıcılardan sakınma, siber zorbalık durumunda nasıl davranacakları konularında eğitilmelidirler. Ebeveynler, çocuğun dijital yaşantısını bilinçli bir şekilde izlemeli, ama gizliliğini de ihlal etmemelidir. Öğretmenler, siber güvenlik bilgisini derslere entegre etmeli, çocuklara bu konularda bilinçli hale gelmeleri için gerekli bilgiyi sağlamalıdırlar.


Eğitimciler ve aileler, bu dört alan hakkında bilgi sahibi olduktan sonra, çocuklarını eğitirken bu bilgileri işlevsel olarak kullanmalıdırlar. Çocuğa sadece "bunu yapma" demek yetmez, çocuğun neden yapmaması gerektiğini anlaması, sorumluluğunu kendi içinde hissetmesi gerekir. Ailelerde, dijital ortam hakkında açık iletişim kurulmalı, çocuğun ne yaptığı merak ediliyor değil, ilgi gösterilmelidir. Okulda, öğretmenler ders içeriklerine siber güvenlik, dijital okuryazarlık, medya okuryazarlığı gibi konuları eklemelidirler. Çocuklara sadece teknoloji kullanmayı değil, teknolojiyi sorumlu ve güvenli bir şekilde nasıl kullanacaklarını öğretmelidirler.


Artık bu çağda, çocuk yetiştirmek, bilgi sahibi ebeveynler ve eğitimciler olmadığı sürece imkânsızdır. Çocuklarımızı korumak ve sağlıklı bireyler olarak yetiştirmek, ailelerimizin ve eğitim kurumlarımızın temel görevidir. Bu görev yerine getirildiğinde, çocuklar sağlıklı, bilinçli ve güvenli bireyler haline gelir. Ama bu görev ihmal edildiğinde, çocuklar travmatize olur ve bu travmalar topluma yansır. Zamanı gelmiştin bu değişimi başlatma zamanı şimdidir.

Yorumlar


bottom of page