Mission: Impossible – Dead Reckoning Part One (2023)
- Okan ALGÜN

- 10 Oca
- 2 dakikada okunur
Bu filmde yapay zekâ görünür bir robot değil; görünmez bir güç. Veri manipülasyonu, izleme, yanıltma ve algı yönetimi üzerinden ilerleyen tehdit, gerçek dünyayla rahatsız edici biçimde temas ediyor. “Düşmanı göremiyorsan nasıl savaşacaksın?” sorusunu aksiyon temposunda gündeme taşıyor. Eğlenceli olduğu kadar ürkütücü bir teknoloji eleştirisi.
Bu dönem filmlerinin ortak yanı, “yapay zekâ dünyayı ele geçirecek mi?” klişesinin ötesine geçmeleri. Daha zor sorular soruyorlar: Kim karar veriyor? Sınırı kim çiziyor? Biz teknolojiye ne kadar sorumluluk devrediyoruz? Afişleriyle birlikte paylaştığında, altına şu düşünceyi eklemek güzel olur: “Zekâ büyüyor; asıl mesele bilgelik hızımızın yetip yetmeyeceği.”

Filmi izlerken o aksiyonun temposuna kapılıyorsun ama bir yandan da içten içe bir ürperti sarıyor seni. Çünkü bu yapay zeka; verileri manipüle ediyor, bizi izliyor, algılarımızla bir oyun hamuru gibi oynuyor ve en kötüsü de bizi birbirimize düşürüyor. "Düşmanı göremiyorsan onunla nasıl savaşabilirsin ki?" sorusu film boyunca bir balyoz gibi inip kalkıyor. Savaş meydanı artık sokaklar değil, internet kablolarının içi, uydular ve cebimizdeki telefonlar. Bu durum, filmi sadece eğlenceli bir macera olmaktan çıkarıp, gerçek dünyayla temas eden, rahatsız edici bir teknoloji eleştirisine dönüştürüyor.
Aslında bu dönemin filmlerine genel olarak baktığımda çok ilginç bir ortak nokta görüyorum. Artık kimse "robotlar dünyayı istila edecek mi?" diye sormuyor, o devir kapandı. Şimdi çok daha zor, çok daha "insani" soruların peşindeler: Bu gücün sınırını kim çiziyor? Hangi kararı makineye, hangisini kendi vicdanımıza bırakmalıyız?
Biz aslında teknolojiye konfor karşılığında ne kadar sorumluluk devrediyoruz?
İşte bu yüzden, bu tarz filmleri paylaşırken afişlerin altına şu notu düşmek bence çok yerinde olur: “Zekâ devasa bir hızla büyüyor; ama asıl mesele, bizim bilgelik hızımızın bu teknolojiye yetip yetmeyeceği.”
Yani her şeyi yapabiliyor olmamız, her şeyi yapmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Bu filmden sonra telefonuma bakarken bile "Acaba beni yönlendiren benim iradem mi, yoksa görünmez bir algoritmanın küçük bir itmesi mi?" diye düşünmeden edemedim. Eğer senin de zihnini bu etik labirentlerde dolaştıracak, aynı zamanda nabzını yükseltecek bir şeyler arıyorsan, bu görünmez düşmanla tanışmalısın.
Sence de insanın kendi yarattığı bir "akıl" tarafından kandırılıyor olması, fiziksel bir saldırıdan çok daha aşağılayıcı ve korkutucu değil mi?








Yorumlar