top of page

The Artifice Girl (2022/2023)

  • Yazarın fotoğrafı: Okan ALGÜN
    Okan ALGÜN
  • 10 Oca
  • 2 dakikada okunur

Kısıtlı mekân ve bolca diyalog. Asıl gerilim patlamalarda değil, fikirlerde. Çocukları hedef alan suçlarla mücadele için tasarlanan yapay zekâ, zamanla etik sınırları test etmeye başlıyor. Film, “yapay zekâ tehlikeli midir?”den çok “biz neyi meşru sayıyoruz?” sorusunu didikliyor. Küçük bütçeli ama zihinde uzun süre dolaşan bir yapım; adeta tartışma odası.


The Artifice Girl’ü izlerken aslında şunu fark ediyorsun: Film seni bir koltuğa oturtuyor ve önüne dev bir etik bomba bırakıyor. O daracık odalarda, sadece konuşmalarla insanın kanını dondurabiliyorlar. Cherry karakteri üzerinden "eğer bir makine acı çekmeyi taklit etmekte kusursuzsa, ona acı çektirmek suç mudur?" sorusu benim zihnimi epey kurcalamıştı. Sanki biz kendi karanlığımızı temizlemek için, tertemiz bir dijital zihne o çöpleri boşaltıyoruz ve adına "adalet" diyoruz. Bu aslında çok bencilce ve insan merkezli bir bakış açısı.


Eğer bu tarz, bütçesi küçük ama derdi büyük işleri seviyorsan After Yang tam senin kalemin olabilir. The Artifice Girl'deki o hukuki ve teknik soğukluğun tam tersine, burada çok daha yumuşak, hüzünlü ve insanı kalbinden yakalayan bir hava var. Bir robot bozulduğunda aile sadece bir cihazı kaybetmiyor, sanki evin hafızasını, geçmişini kaybediyor. Film boyunca o robotun belleğindeki birkaç saniyelik anılara bakıyoruz ve şunu sorguluyoruz: Biz insanlar koca bir günü yaşarken her şeyi unutuyoruz, o ise bir ağaç yaprağındaki ışığı kutsal bir an gibi saklamış.


Kim daha "insan" burada?


Bir de mutlaka Robot & Frank’e bir şans vermelisin. Bu filmde ne dev laboratuvarlar var ne de dünyayı kurtarma derdi. Yaşlı, hafızası zayıflayan eski bir hırsız ve ona bakması için alınan beyaz, tombik bir robotun hikayesi bu. Başta Frank robottan nefret ediyor ama sonra robotun yalan söyleyemediğini, yargılamadığını ve ona sadece "olduğu gibi" eşlik ettiğini görünce aralarında garip bir suç ortaklığı başlıyor. İzlerken hem gülümsüyorsun hem de "yaşlanmak ve yalnızlaşmak" üzerine o kadar samimi bir şeyler söylüyor ki, teknoloji bir anda en yakın dostun gibi gelmeye başlıyor.


Bu filmlerin ortak noktası şu galiba; bizi robotların dünyayı ele geçireceğinden korkutmak yerine, "biz bu yalnız dünyada sevmeyi ve anlamayı unutursak makineler bizi taklit edebilir mi?" diye sorduruyorlar.


Yorumlar


bottom of page